Ömer Döngeloğlu
Ömer Döngeloğlu

Makale

İLAHİYATÇI ÖMER DÖNGELOĞLU: “HEPİMİZ SINAVDAN GEÇİYORUZ”

İHA

İlahiyatçı ve televizyon programcısı Ömer Döngeloğlu, Gazze’de Müslümanların İsrailaskerleri tarafından gerçekleştirilen saldırılarla öldürülmesinin büyük bir zulüm olduğunu belirterek, “Allah (c.c), bizi sınav ediyor. Şu mübarek günlerde dualarımızı o kardeşlerimize gönderiyoruz” dedi.
Bağcılar Meydanındaki konferansa misafir olan Ömer Döngeloğlu, “Hazreti Peygamber (s.a.v) ve Hicret” konulu bir konuşma yaptı. Peygamber Efendimizin hayatından örnekler sunan Döngeloğlu, Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali’nin tüm insanlık için en güzel örnek insanlar olduklarını ifade etti.
Allah’ın (c.c), kullarının kendisine imanından başka istediği şeyin ahiret gününe iman olduğunu anlatan Döngeloğlu, şöyle konuştu: “Peygamber Efendimiz (s.a.v), Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna iyilik etsin, ya doğru konuşsun ya da sussun’ demişti. Bizim bu dünyada imtihan edilmemiz lazımdı. Gazze, MısırSuriyeIrak ile imtihan ediliyoruz.”
“PEYGAMBERİMİZ HAZRETİ EBUBEKİR'LE YOLA ÇIKTI”
Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer’in Peygamber Efendimizin (s.a.v) övgüsüne mazhar olduğunu ifade eden Döngeloğlu, şunları söyledi: “Bir rivayete göre 6 yaşındaki evladını öldürmüş olan Ebu Cehil’in tetikçisi Ömer bir gün Kabe meydanında hicretini gündüz yapan iki adamdan birisi olmuştur.”
Hazreti Ebubekir’in de bir devenin servet değerinde olduğu o dönemde 25 köleyi azat ettiğini anlatan Döngeloğlu, günümüzün değeriyle 5 trilyon liralık parayı sadaka olarak dağıttığını anlattı. Müslümanların böyle kahramanlara ihtiyacı olduğunu anlatan Döngeloğlu, “Rabbim böyle insanların sayısını artırsın” dedi. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bir tüccar, Hazreti Ebubekir’in de zengin bir insan olduğunun altını çizen Döngeloğlu, Hazreti Ömer’in de Ebu Cehil ve adamlarına meydan okuyacak kadar cesur bir sahabe olduğunu kaydetti. Hazreti Ömer’in, yanında 20 civarında Müslüman ile hicret ettiğini anlatan Döngeloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gazze, Ömersiz kalınca, Mısır, Kudüs, Suriye meydanı Sisi’lere, İsrail’e kaldı. Dünya Selahattin Eyyubi’sini kaybedince çakallara kalırmış.”
“NE YERLİ NE MISIRLI SİSİ'LERE İHTİYACIMIZ YOK”
Hazreti Ebubekir’in de Hazreti Ömer ile gitmek için Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) izin istediğini kaydeden Döngeloğlu, sözlerine şöyle devam etti: “O, hayır sen gitme, belki ondan daha iyi bir arkadaş çıkar onunla gidersin’ dediğini anlattı. Kabe’yi tavaf eden Hazreti Hamza’nın da Ebu Cehil’e dönerek, ‘Ben Haşimoğullarının yiğidiyim. Benimle derdi olan bunu yarına bırakmasın. Ben gidiyorum. Medine’ye hicret ediyorum. Sakın arkamdan konuşmayın. Derdi olan bugün bu işi bitirsin’ dediğini ancak kimsenin yanına yaklaşmaya cesaret edemediğini belirtti.
25 garibin de Hazreti Hamza ile yola çıktığını belirten Döngeloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hazreti Ömer ile Hazreti Hamza’lar gidince dünya Sisi’lere kaldı. Onlar Mısır’a cumhurbaşkanı oldu. Bizim ne Mısırlı ne de yerli Sisi'lere ihtiyacımız yok. Abdülhamid Han gibi Filistin topraklarına pazarlık yapmayan liderlere ihtiyacımız var. Müslümanlar uyanık olun. Herkes kartını açık oynuyor. Avrupa, Mısır’daki darbeye ses çıkarmadı. Hani insan hakları vardı. Yüzde 53 oyla gelmiş Mursi birkaç sokak olayları yüzünden hapse atıldı. İhvan'a karşı darbe yapıldı.”
Hazreti Ebubekir’in Hazreti Hamza ile de gitmesine izin vermeyen Peygamber Efendimiz’in (s.a.v), bir gün evine döndüğünde eşi Hazreti Ayşe ve Hazreti Ebubekir’e, ‘Bu gece gidiyorum. Beni öldürmek istiyorlar” dediğini belirten Döngeloğlu, Hazreti Ebubekir’in ‘Ey Allah’ın Resulu ben kiminle gideceğim’ diye sorduğunu kaydetti. Döngeloğlu, sohbetine şöyle devam etti:
"Bunun üzerine Peygamber Efendimizin de (s.a.v) ‘Müjde ey Sıddık kardeşim yol beraber yürünecek’ diye konuşunca Hazreti Ebubekir çok sevindi. Ebu Cehil, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) ayrıldığını öğrendiğinde çılgına döndü. Hazreti Ebubekir adam satmayan adamdı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) onunla yola çıkmıştı.” Döngeloğlu, Hazreti Ömer’in artık gizli saklı değil namazı Kabe’de kılmak istediğini söyleyince Peygamber Efendimizin (s.a.v) izniyle Kabe’de 40 kişinin namaz kıldıklarını sözlerine ekledi.

Etiketler: FilistinSuriyeIrakMısırİsrailKabe







Ömer Döngeloğlu Hocamızdan Açıklama 26.08.2013

Ve Rahmet İklimindeyiz

Aziz dostlarım ve kıymetli komşular gözünüz aydın, üçaylar geldi ve gelirken yine boş gelmedi, bu mübarek mevsimin rahmet hediyeleriyle geldi.Yorgun yüreklere kandillerini getirdi buyurun serinleyin, dinlenin, manen ferahlayın, kirlerden günahlardan arının, korunun dercesine.

İlk kandilimiz Receb-i Şerif’in ilk Cuma gecesi, 19 Temmuz’da Regaib Kandili’ydi. Regaib “Çok arzulanan, özlenen, ısrarla istenen” anlamına gelir. Regaib Gecesi çok mübarek bir gecedir. Bu geceyle alakalı rivayetlerden birisi de, sevgili peygamber efendimiz’in (s.a.v.) bu gece anne rahmine düştüğüdür. Yani ihtiyar dünyamızın binlerce yıldır hasretle beklediği Habib-i Edibine kavuşma süreci fiilen bu gece başlamıştır. Hz.Amine validemizin, kainata en büyük hediye ve müjde olan Hz.Muhammed (s.a.v) efendimize hoş geldin deme gecesidir bir anlamda.

İkinci kandilimiz ise 10 Ağustos gecesi Mirac-ı Mübin’dir. .Biz Ümmet-i Muhammed’e Rabbimizin verdiği en büyük onurlardan birisi de, bizzat Resulullah efendimizin Rabbimizin huzuruna kadar yükseltilmesidir ki, adına mübarek kitabımız Kuran-ı Kerim’de İsra Suresi mevcuttur. İsra; “gece yürüyüşü” demektir. Yani Mirac gecesi, sevgili peygamberimizin Mekke’deki Kabe’den alınarak, Mescid-i Aksa’ya, Burak’la, Hz.Cebrail’in refakatinde götürülmesidir ki; bu kısım bizzat kuranda anlatılmıştır. Şüphesiz, kati doğru bir bilgidir. Mescid-i Aksa’dan sonraki kısım, yani göğe yükseltilme olayı olan Mirac ise Resulullah’ın anlattığı hadis-i şeriflerde mevcut olduğu için her Müslüman’ın bu olaya başından sonuna kadar inanması gerekir. Zaman zaman müminlerin tertemiz dimağlarını bulandırmak için abuk-sabuk görüşler ileri sürüldüğünü esefle görmekteyiz. Acaba bu tarz yorum ve kanaat sahibleri Hz. Ebubekir efendimize ne yüzle bakacaklar yarın huzur-u ilahi’de?

Hz. Ebubekir (r.a.) isra olayını kendisine alaylı bir şekilde anlatıp, imanını bulandırmak isteyen müşriklere hitaben; “Bu söylediklerinizi Resulullah mı söyledi?” dediğinde müşrikler “Evet bir gecede arkadaşın Mekke’den Kudüs’e gidip geldiğini iddia ediyor. Ne diyeceksin şimdi? dediler. Hz. Ebubekir’i “Sıdık” makamına yükselten şu muhteşem cevabı sadece o zamanın müşriklerine değil, sanki asırlar boyu hiç eksilmeyecek, sinsi ve çok yüzlü suratlara haykırırcasına diyorduki; “Hz. Muhammed demişse, doğrudur, evet bir gecede Kabe’den Kudüs’e gidip gelmiştir. Siz ne zannediyorsunuz, bu ne ki, O (Resulullah s.a.v) bize gökten vahiy geldiğini haber veriyor, biz de ‘amenna ve saddekna ya Resulallah’ diyoruz.” dedi. İşte, en üstün iman olan gaybi iman, Hz. Ebubekir’de şekil ve vücud buluyor ve o günden sonra, kıyamete kadar Hz.Ebubekir’in lakabı “Sıdık” oluyordu. Demek ki Mirac, günümüzün sıddıklarını bulmak için, her yıl bıkmadan, usanmadan gönül kapılarımıza kadar geliyormuş.

Mirac-ı Mübin’in bizlere hatırlattığı bir başka şuur da, çevresi mübarek kılınmış Kudüs-Mescid-i Aksa şuurudur. Zira sevgili peygamberimizin İsra Gecesi direkt Kabe’den değil de, önce Kabe’ye yani mescidi harama getirilişi, sonrada Mescid-i Aksa’ya getirilişi ve oradan Mirac’a yürüyüşü bize bir şey anlatmak ister. Üstelik, Mirac gecesi ümmete farz kılınan 5 vakit namazın, Hicret’ten 16-17 ay sonrasına kadar, Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılınışını da doğru okumak gerekir. Bunlara benzer daha pek çok hadiseden de anlayabileceğimiz gibi, Mescid-i Aksa, her Müslüman için müstesna bir öneme ve değere sahip olmalıdır. İşte tam da burada, şunu herkes kendine sormalıdır “Benim için mescid-i Aksa nedir? O mübarek beldelerin bugünkü mahzun hali ve mükedder halkı beni ne kadar ve nasıl ilgilendirmelidir? Neler yapabilirim?” Her Mirac Kandili’nde buna benzer sualleri kendimize sormalıyız ki Mescid-i Aksa şuurumuz biraz daha gelişip artsın.

Yine mübarek üç ayların bize getirdiği hediyelerden birisi de 27 Ağustos gecesindeki Berat Kandili’dir. Hayatın iki cephesinde de bizlere rehber ve şefaat kitabımız olan Hz. Kuran’da adına hususi sure bulunan berat; kelime olarak “kurtulmak, affolmak demektir. Bu gece, Ramazan öncesi, Şaban-ı Şerif ayının bizlere bağışlanmamız için muhteşem bir imkandır. zaten Resulullah (s.a.v.) Efendimizin “benim ayım” dediği şaban ayı adeta peygamberimizin ümmetine devam eden sevgi, şefkat ve şefaatinin günümüzdeki açık bir delili gibidir. Öyleyse dostlar, Şaban ayını, hasret ve hicranıyla yandığımız sevgili peygamberimizle ünsiyet ve irtibat kurmamıza vesile bilmeli ve salat-ü selam, oruç ve zikrullahla meşgul olmalıyız.

Ve mübarek Şehr-i Sıyam ve Şehri-Kuran olan Ramazan ayı işte kapılarımıza kadar yine geldi. Hoşgeldin efendim, ne iyi ettin de geldin. Oruçlarını özledik; açların halini bizzat anlamak için. Sahurlarını bekledik; uzun yollara sabırla dayanmanın, açlığa, yokluğa, dünyalıklardan uzak durmaya başlamanın ne demek olduğunu yaşamak için. İftarlarını özledik; her zorluğun, yokluğun, açlığın ardından bir kolaylığın bulunduğunun Rabbimizin bir vaad-i ilahiyyesi olduğunun canlı şahitleri olmak için, Ey mübarek Ramazan, mukabelelerine hasret kalmıştık; okuyanı Hz.Cebrail, dinleyeni Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz olan soylu sünnet-i nebinin günümüzdeki şerefli hizmetkarları olma şuuruyla. Bu gün de mukabele okuyucuların tıpkı Cebrail (a.s.) gibi Kuran’a susamış yüreklere Kuran tebliğcileri, dinleyen müminlerin de Resulullah’ın hafızasındaki Kuran’ın Hz. Cebrail tarafından teyid edilişi gibi kuranla buluşmanın hazzını yaşar.

Gecenin karanlığı dünyayı sardığında gönül dünyalarımızı bunalmışlığını Teravih namazlarıyla rahata erdirmeyi özlemiştik. Zaten Teravih de “rahatlamak” demek değil midir? Sadaka-i Fıtır’da, bir dilim ekmeğe muhtaç fakirlere el uzatmanın, bedenimizin zekatını ödemek oluşunu yaşamak için bekledik aylardır seni on bir ayın sultanı…
Rabbimizin insanlığa son hitabı olan mübarek kitabımız Kuran-ı Kerim’in levh-i mahfuzdan Hira-Nur dağına içerisinde indirilen mübarek ay; bizi Ümmet-i Muhammed kılan, izzeti ve şerefi gecelerinde ve gündüzlerinde arama tefekkür ve sohbet anlarına hasret kalmıştık.

Ve insanlığa son peygamberi hediye eden ay; Ramazan-ı Şerif ayı iyi ki geldin efendim. Her sene gelişinle sanki Kuba’da Resulullah’ı (s.a.v.) karşılayan Medineliler gibi heyecanlanırız. Sevinç ve maneviyat dolar müminlerin yüreklerine. Sahur sofralarına en güzel yemekler hazırlanır, annelerimizin, teyzelerimizin, yengelerimizin elleriyle. Sanki Eba Eyyub-el Ensari’nin evindeymişiz gibi, “Buyur ya Resulullah, senin için hazırladık” dercesine. Seni bulamayınca Efendim, sevinirsin ve memnun olursun ümidiyle, garipleri ve fakirleri, talebeleri çağırırız iftar ve sahur sofralarımıza…

Hele o hüzün ve hıçkırık dolu son günlerin, sanki babasının ayrılığını hissedip de dayanamayan Hz. Fatma’nın yüreği gibidir yüreklerimiz. Adına bile ihanet edilerek değiştirilmeye çalışılan oruçlunun ödülü hissiyle Ramazan Bayramı’nı idrak ederiz. Kabir ziyaretleriyle, akraba ve büyüklerimizin ellerini öperek, onuru incinmiş ve suratı asılmış insanlığa tebessüm ve ümit sakaları gibi sevinçler, mutluluklar ikram ederiz bu mübarek bayramımızda. Ama en önce Rabbimize teşekkür etmek için kılarız bayram namazlarımızı.
Üçaylarınız ve ramazanı şerifiniz mübarek olsun, selam ve dualarımla fii emanillah…